‎Reformcuların besmelesi: "BANA GÖRE"


Bu kelimeler reformcu cahillerin bozuk fikirlerini anlatmak için kurdukları cümlelerin başlangıcıdır.

(Cahil sadece okumamışa denmez. Tüm ilimleri okuduğu halde hala cahil olanlar da vardır.
Hatta bu okumuş cahiller, okumamışlardan çok daha tehlikelidirler.)
Dikkat edin, hepsinin yazılarında fark edeceksiniz.
Yazı yazma mantıkları şöyledir:
Önce kafa karışıklığı çıkarabilecekleri bir konu seçerler.
Bu konu başlığını bir soru halinde büyük harflerle yazarlar.
Mesela "Kurandaki İslam nedir?", "Kuran mı, sünnet mi?" gibi.
İlk tuzağa çekme hareketi tamam.

Konu içeriğine uygun bir ayet bulurlar. O ayete kendi akıllarına göre yorum getirecekler ve bunu okuyanlara yutturacaklar.
Biraz da kendilerine bilgili havası vermek için bazı müfessirlerin bu ayet hakkında nasıl açıklamalar getirdiğine dair alıntılar yaparlar.

Ama o müfessirlere zerre saygı göstermeden. Sanki Napolyon'un bir sözünü ya da Sezar'ın tarihi bir anısını anlatır gibidirler.
Falanca bu konuda şunu demiş, filanca bu ayet hakkında şu açıklamayı getirmiş... Sanki tenezzül ediyor gibidir ulemanın sözünü aktarırken.

Ulema o güne kadar değersizdi de, kendisi ondan alıntı yaptığı için müfessir birden değer kazanmış zannedersin.

Bütün bu aktarımlardan sonra işin mihenk noktasına gelinir.
"Bana göre" diyerek o ayet hakkındaki zehirli fikrini anlatmaya başlar. Uzun uzun yaldızlı tiyatral cümleler kurulur.
Bazı cümleler anlaşılmazdır, bu da kişinin kendine bir filozof bir düşünür edası vermek istemesinden kaynaklanır.
"Bu şimdi ne demek istedi?" diye düşünüyorsan, filozof bozması cümleler işe yaramış demektir.

Bir gizemlilik, bir merak havası uyandırılmıştır okuyucuda.
Zehirlemeye devam.

Kendi minicik beyninin algıladığını empoze eder etrafa.
Zanneder ki, yüzyıllardır hiç kimse o ayeti anlayamamış, ta ki o anlayana kadar!

Aman Allah'ım, bu nasıl bir zeka!
Bu zekadan insanları mutlaka faydalandırmalıyım, Allah bunu bana boşuna vermedi herhalde...?
Hayır hayır, bende bir farklılık var!
Dinleyin beni!
Dinlemek zorundasınız!
Ben daha iyi biliyorum!.
Aklım her şeyi görüyor ve anlıyor, birinin anlatmasına muhtaç değilim.
Hadi siz de benim aklımı dinleyin...

İşte yalancı peygamberliğe kadar giden sapma ve sapıtma psikolojisinin tezahürü budur.
Bazıları peygamberliğe kadar götürmez işi.
Mesela tefsir yazar, ama tefsir sadece onun aklının ürünlerinden ibarettir. Onun anladığı kadar.
Geçmiş ulemadan alıntı ve gönderme yapsa bile, mutlaka sonunda bir "bana göre"si bölümü gelir.
Zaten tefsiri yazma amacı da budur.
Aklına göre olanı yazabilmek...

Sonuç?
Tefsir okuyoruz, tefsir dersleri dinliyoruz diye peşinden giden kitleler sadece onun aklının ürünlerini dinlemektedirler.
Tefsircisinden tut sadece üç ayet öğrenip yorumlayanına kadar bunların ufağı-büyüğü hepsi aynı zihniyettedir.
Artık muhataplarının dinledikleri Kuran değil, o şahısların fikirleridir.
Sapan-saptıran, hepsi de doğru yoldayız zannederler.
Sapıtmışlığın katmerlisi...

e.z.b. 23.07.2012

"ÖYLE HOROZLAR VARDIR Kİ, GÜNEŞ ONLAR ÖTTÜĞÜ İÇİN DOĞUYOR SANIRLAR." (G.Dumant)

Yeni yorum gönder

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Anket

Sitemiz sizce nasıl?:

”Ümmetim hakkında korktuğum şeylerin en korkuncu, ağzı laf yapan (konuşmasıyla insanları aldatan) dilbaz münafıktır.

Hadis